Yetenek Yönetiminde Sessiz Kayırmacılık: Farkında Olmadan Kimi Büyütüyoruz?
Çalıştığınız kurumda ayrıcalıklı olduğunu düşündüğünüz kişiler var mı? Soruyu daha gündelik dilde sormam gerekirse; her gün sosyal medya platformlarının neredeyse tamamında ve iş sonrası aktif çalışan arkadaş grubuyla içilen kahve masasında konuşulan ‘’Adam Kayırıyorlar’’dan söz ediyorum.
Çalıştığınız kurumda ayrıcalıklı olduğunu düşündüğünüz kişiler var mı? Soruyu daha gündelik dilde sormam gerekirse; her gün sosyal medya platformlarının neredeyse tamamında ve iş sonrası aktif çalışan arkadaş grubuyla içilen kahve masasında konuşulan ‘’Adam Kayırıyorlar’’dan söz ediyorum.
Birçok çalışanın şahit olduğu ya da kurumunda görmese bile yakın çevresinden dinlediği ‘’kayırma’’ konusuna mutlaka hepimiz rast gelmişizdir. Bu durum açık ve alenen yapıldığı gibi birde bunun yapan kişinin bile fark etmeden yaptığı yapılan ‘’Sessiz Kayırmacılık’’ versiyonu mevcuttur.
Çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın patavatsızlığa maruz kaldığını düşünelim. Bu senaryoda patavatsızlık eden kişiye kuvvetle muhtemel öfke duyacaksınız. O zaman olaya birde şöyle bakalım; patavatsız olan kişi sizin arkadaşınız olsun. Bu durumda arkadaşınıza da aynı öfkeyi duyar mıydınız? Yoksa arkadaşınıza ‘’Aslında sen doğruyu söylemişsin.’’ deyip yapılan durumu normalleştirir miydiniz?
Birçok kişi maalesef bu durumda 2. senaryodaki gibi tepki veriyor. Arkadaşınızın yaptığı davranışı onaylamamak sizi kötü arkadaş yapmaz. Fakat bu durumu normalleştirmek onu sessizce kayırmanıza sebep olur ve ilerleyen zamanlarda yaşanabilecek olumsuz davranışların önünü açar.
İş yaşamında var olan bazı yanılsamalara bakacak olursak;
-
Sizinle/yöneticiyle benzer yaşam değerlerine sahip olmak o çalışanı ‘’en ’iyi çalışan’’ yapmaz.
-
Açık iletişim kuran her çalışana ‘’yüksek performanslı çalışan’’ diyemeyiz.
-
Ekip içerisinde %100 uyumlu her çalışana ‘’ekip çalışmasına en yatkın çalışan’’ diyemeyiz.
-
Referans görüşmesi olumlu geçti diye o aday mevcut pozisyon için ‘’aranan eleman’’ diyemeyiz.
-
Mülakatta enerjisi ve iletişim dili çok pozitif diye ‘’içsel motivasyonu en yüksek kişi’’ diyemeyiz.
-
En köklü okullardan birinden mezun diye ‘’en kültürlü/en entellektüel çalışan’’ diyemeyiz.
Yukarıda saymış olduğum maddeler ve daha birçoğu iş hayatında hepimizin karşılaştığı ve belki de fark etmeden kapıldığı yanılsamalar. Okul yıllarımızı hatırlayalım; birçok derste başarılı, popüler, hobileri olan öğrenciler vs. sürekli akılda kalırdı. Öğretmen soru sorduğunda bu öğrenciler parmak kaldırmasa bile öğretmen isimlerini rahatlıkla telaffuz ederek kendilerini tahtaya kaldırabilirdi. Peki bu durum bu özelliklere sahip olmayan öğrencilerin derslerinde başarısız olduğuna mı işaret ediyordu?
İş hayatının da bir okuldan pek farkının olmadığını söyleyebilirim. İçerideki öğrenciler ve öğretmenler değişebilir fakat değişmeyen tek şey orada bulunma amacıdır. Hangi amaç için toplandığımızı unutmazsak süreci bir arada yürütmek o kadar kolay olur. Eğer amacımızı ikinci plana atarsak ve işin görünen yüzüyle kararlar alırsak kurum içindeki güven ilk günkü gibi kalmayacağı için kahve yanı sohbetimiz ve sosyal medya içeriğimiz hep var olmaya devam edecektir.
Zedelenmiş olan kurum içi adalet algımızı toparlamak istersek;
-
Sesi çıkan kadar çıkmayanı da gözlemlemek,
-
Fikir beyan etmekten çekinmeyen kadar çekinenin de konuşmasına alan açmak,
-
Farklı olanı da anlamaya çalışmak,
-
Nispeten ortak bir payda da buluşmak için çabalamak aslında yeterli olacaktır.
Sonuç olarak; kurum içindeki hatta hayattaki en büyük problem ‘’varsayımsal’’ ilerlemektir.